11 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir Beyaz Yakalinin Cigligi

Hep derim aslında sıkıcı toplantılara girmektense soğan doğramak daha çok keyif verir diye. İçimde uzun zamandır duyduğum ama kalbimi susturduğum bir ses yankılandı. Kalbimi yastıklara boğdum aman da ses duyulmasın diye. Ne için yaşıyorum, mutlu muyum mutsuz muyum? Aniden birşey olsa, hayat benim için bitse tam da istediğim gibi mi yaşamış olurdum ya da elimde olan şeyleri değiştirebilecekken aslında çok kolay olsa ve ben hiç değiştirmemiş olsam... Kendimle yüzleşsem kendime bakar mıyım yoksa kaçar mıydım?

İstediğim hayatı mı yaşıyorum yoksa başkalarının bana biçtiği yakıştırdığı hayatı mı yaşıyorum?

Her 35 üstü metropolde yaşayan insanın her boş anında sorduğu bir soru mu bu?

Her pazar günaydın tadında instagramdan paylaşılan rüya hayatlarda mı kaldık sadece?

Ya hayatın renkleri mavi yeşil pembe ise.  Ben kendimce lacivert beyaz sarı kırmızı yaşarken ya daha pudra renkler hakimse benim gökyüzüme.

Başkalarının hırslarına ya merdiven olduysam.

İstifa ettim bir günde. Bir metrobüs yolculuğunda Söğütlüçeşme-Yenibosna arasında karar verdim sanırım. İş yerinin merdivenlerini çıkarken o taşlara baka baka. Ruhum sığmadı o griliklere.. Üstelik her ay gelen faturalar var.

Biletimi de kestim!

Sonra bir suru sey vs.. Once bir bosluk sonra bir ozgurluk..


Hiç yorum yok: